HAZİRAN 2018 AB BÜLTENİ

ECSA, AB Gemi Geri Dönüşümü Listesinde kapasitenin artırılmasını talep ediyor

Avrupa denizcilik sektörü, Avrupa Komisyonu'nun emniyetli ve çevreye duyarlı gemi geri dönüşümünü sağlayacak olan onaylanmış tesisler listesini genişletmek amacıyla gemi geri dönüşüm tesislerinde yapmakta olduğu denetimleri memnuniyetle karşılıyor. Avrupa Topluluğu Armatörler Birliği (European Community Shipowners’ Association - ECSA)’ya göre, AB dışında olup gerekliliklere uygun olduğu tespit edilen tesislerin AB listesine dâhil edilmesi gerekmektedir ve bu durum, Güney Asya'da ve dünya çapında bu doğrultuda yaşanan olumlu gelişmeleri teşvik edecektir.

Rakamlar, AB bayraklı gemiler için bir kapasite yetersizliği olduğunu ortaya koyuyor:

AB Gemi Geri Dönüşüm Yönetmeliği’nin (Ship Recycling Regulation - SRR), 31 Aralık 2018 tarihinde yürürlüğe girmesiyle birlikte, AB bayrağına kayıtlı tüm gemilerin geri dönüşüm aşamasında onaylanmış bir gemi geri dönüşüm tesisini kullanmaları gerekecektir. ECSA Genel Sekreteri Martin Dorsman konu ile ilgili olarak şunları söyledi; “Mevcut listenin Avrupa bayraklı filonun emniyetli ve çevreye duyarlı bir şekilde geri dönüştürülmesi için gereken kapasite ihtiyacını karşılayıp karşılamadığına dair çok şey yazıldı.  Biz, yeterli kapasitenin olmadığına dair endişelerimizi sürdürüyoruz ve Komisyonun listeyi genişletmeye yönelik mevcut çabalarını şüphesiz ki memnuniyetle karşılıyoruz.”

İhtiyaç duyulan ortalama kapasite uygun bir kriter değildir:

Avrupa Komisyonu yakın bir zaman önce, Avrupa Deniz Güvenliği Ajansı (European Maritime Safety Agency – EMSA) tarafından yapılan hesaplamalar ile birlikte bir açıklama notunu yayınladı. Komisyonun bahse konu belgesinde, geri dönüştürülen AB bayraklı gemilerin ortalama tonajının 588.000 LDT (light displacement tonnes) olduğu belirtilmektedir. Bir AB bayrağından ayrılan gemilerin ortalama tonajı ise 432.000 LDT'dir. Bu, incelenen 5 yıl boyunca (2013-2017) ortalama olarak 1.020.000 LDT'yi oluşturmaktadır. AB Gemi Geri Dönüşüm Yönetmeliği, kapasiteyi 10 yıllık bir süre içinde geri dönüştürülen ortalama LDT olarak tanımlamıyor, son 10 yıl içerisinde herhangi bir yılda geri dönüştürülen maksimum kapasiteyi tanımlıyor. Bu da, Avrupa listesinin en yoğun yıllar için yeterli kapasite sağlayabildiğinden emin olmak amacıyla yapılmaktadır.

İhtiyaç duyulan kapasite: yaklaşık 2.000.000 LDT

İncelenen beş yılın en yoğun yılı 2013’tür ve 2013 yılı 989.000 LDT AB bayraklı geminin geri dönüştürüldüğü ve bir önceki yıl içerisinde 635.000 LDT geminin bir AB bayrağından ayrıldığı yıldır. Bu, 2013 için 1.624.000 LDT anlamına gelmektedir.

IMO, IHS ve Dr. N Mikelis’de büyük ölçüde mevcut olan dokümanlarda görülebileceği gibi, son 10 yılda gemi geri dönüşümünün en yoğun olduğu yıl 2012’dir. 2012 yılı gros tonaj açısından 2013 yılına kıyasla % 23 daha yoğun geçmiştir. 2013 yılının 1.624.000 LDT'lik rakamı % 23 oranında artırıldığında 1.998.000 LDT'ye ulaşılacaktır. Bu, mevcut kapasiteden çok daha yüksektir.

Dorsman konu ile ilgili olarak şunları ekledi: “Avrupalı armatörler, gemilerinin ekonomik olarak uygun bir şekilde emniyetli ve güvenilir olarak geri dönüştürülmesini sağlamak istemektedir. Armatörler, Avrupa listesindeki geri dönüşüm alanlarının armatörlerimizin hurdaya ayrılan gemilerine yetecek kapasiteye sahip olması durumunda, elbette haberleri memnuniyetle karşılayacaklardır.”

AB tersaneleri sadece gemi geri dönüşümünde değil, aynı zamanda gemi onarımı ve gemi tipi değişikliklerinde de etkindir:

Armatörlerin, gemilerinin geri dönüşümü amacıyla kullanabilecekleri AB tesisleri ve / veya kuru havuzlar piyasada mevcut değildir. Avrupa tersaneleri, daha çok gemi onarımı ve açık deniz çalışmalarına odaklanmaktadır. Mevcut kapasite incelendiğinde bu durum da dikkate alınmalıdır.

Büyük gemilerin geri dönüştürebileceği çok az sayıda AB tersanesi bulunuyor:

AB listesindeki tesis kapasitesi yetersizliğine ilaveten, çok büyük deniz araçlarının geri dönüştürülmesi için de yeterli sayıda elverişli tesis bulunmamaktadır. Çok büyük açık deniz gemileri için sadece bir tersane bulunmaktadır ve ilgili tersane gemi onarımı gibi diğer faaliyetlerde de bulunmaktadır. Bu, AB’li bir armatörün büyük bir geminin geri dönüşümü için tersaneyle sözleşme yapmak istemesi durumunda tersanenin müsait olamayabileceği anlamına gelmektedir. Bu durum da armatöre, henüz AB listesinde yer almayan bir gemi geri dönüşümü tesisi aramaktan başka seçenek bırakmayacaktır.

Gemi geri dönüşümü tesislerinin coğrafi olarak genişlemesi gerekiyor:

AB bayraklı olsun ya da olmasın AB’li armatörler tarafından işletilen pek çok gemi, tüm dünyada faaliyet gösteriyor ve çoğunlukla AB limanlarına uğramıyor. Bu durum, söz konusu gemiler için geri dönüşüm tesislerinin küresel olarak mevcut olmasını gerekli kılar. Avrupa'da ticaret yapmayan bir gemiyi, sadece geri dönüşüm için örneğin Asya'dan Avrupa'ya getirmek pahalıdır ve AB armatörleri için rekabet açısından bir dezavantaj oluşturmaktadır.

ECSA’ya göre, AB Komisyonu bir an evvel, küresel düzeyde faaliyet gösteren Avrupa denizcilik sektörüne coğrafi olarak dengeli bir liste sağlamalıdır.

Hong Kong Sözleşmesi’nin onaylanması, küresel gemi geri dönüşüm endüstrisinin çalışma ve çevre koşullarının iyileştirilmesinde kilit öneme sahiptir:

Hong Kong Sözleşmesi’ni küresel gemi geri dönüşümü sektörünün çalışma ve çevre koşullarını iyileştirmenin en iyi yolu olarak gören Avrupalı armatörler, Hong Kong Sözleşmesi’nin onaylanmasını güçlü bir şekilde desteklemekte ve henüz onaylamayan hükümetleri onaya davet etmektedirler.

ECSA’ya göre ayrıca, AB Gemi Geri Dönüşüm Yönetmeliği gerekliliklerini karşılayan AB dışındaki tesislerin AB listesine dâhil edilmesi de Hong Kong Sözleşmesi’nin onaylanmasını kolaylaştıracaktır. (Kaynak: ECSA)

Avrupa Denizcilik Tek Penceresi: verilerin uyumlaştırılması konusunda daha fazla kararlılık gerekiyor

Avrupa Deniz Limanları Örgütü (ESPO), Avrupa Komisyonu’nun Avrupa Denizcilik Tek Pencere ortamı kurulmasına yönelik önerdiği Yönetmeliği (COM2018 278 final) memnuniyetle karşılıyor. Avrupa limanları için, deniz taşımacılığındaki idari yükün azaltılması ve ticaretin kolaylaştırılması en önemli önceliktir. ESPO, mevcut raporlama sistemlerini sürdürürken, veri tanımlarının ve veri setlerinin uyumlaştırılması konusunda daha fazla kararlılık istiyor. Bu kararlılık, idari yükü daha da azaltacak ve ticareti kolaylaştıracaktır. Bahse konu iddialar, Avrupa Komisyonu’nun 17 Mayıs'ta yayınlanan ve Avrupa Denizcilik Tek Pencere ortamını tesis eden bir Yönetmelik önerisine cevaben ESPO tarafından hazırlanan görüşün ana fikridir.

ESPO’ya göre Avrupa limanları için ilk öncelik, aynı veri setlerinin her bir yetkili makama aynı şekilde raporlanabilmesini sağlayarak idari prosedürleri basitleştirmek olmalıdır. Bu bağlamda ESPO, uyumlu bir veri setinin kurulmasını memnuniyetle karşılamaktadır. Bununla birlikte, hem veri unsurları ve hem de veri tanımları açısından veri setinin ayrıntılı olarak tanımlanmasına yönelik yapılacak işler bulunmaktadır. ESPO, bazı istisnai koşullar karşısında limanların daha fazla veri istemesi durumunda, Tasarının Üye Devletlerin veri gereksinimlerini beyan etmelerine ya da gereksinimleri değiştirmelerine müsaade etmesini desteklemektedir. ESPO, bu esnekliğin aynı zamanda bireysel yetkili makamlara da genişletilmesi gerektiğini düşünüyor.

ESPO, Tasarının bir yandan raporlamanın Liman Topluluk Sistemleri (Port Community Systems - PCS) aracılığıyla yapılmasına izin verirken bir yandan da mevcut Ulusal Tek Pencereleri esas almasını olumlu karşılıyor. Tasarı, Liman Topluluk Sistemlerinin ve hâlihazırda yapılmış yatırımların iyi işlediğini kesin olarak kabul ediyor. Avrupa limanları, ayrıca, herhangi bir çözümün teknolojiye nötr yaklaşarak, verilerin uyumlaştırılmasına odaklanması gerektiğine dikkat çekiyor.

ESPO’ya göre, Ulusal Tek Pencere için bir yönetişim mekanizması oluşturulmalı ve veriyi saklamak ve ilgili makamlara yeniden dağıtmak için yetki verilmelidir. ESPO, aksi takdirde Tasarı’nın ticaretin kolaylaştırılmasıyla sonuçlanmayacağı ve sadece yükü gemi tarafından alarak yetkili makamlara aktaracağı görüşündedir.

Son olarak ESPO, “bir kez bildirme prensibini” (reporting once principle), sonraki uğrak limanlar arasında değişmeyen verilerin yeniden kullanımını kapsaması ve belirli bir uğrak limanında idareler arasında yeniden kullanılacak sınırlı miktarda verinin olduğunu dikkate alması koşuluyla tasarının amaçlarına ulaşması için geçerli bir yol olarak kabul etmektedir.

ESPO Genel Sekreteri Isabelle Ryckbost konu ile ilgili olarak şunları söyledi: "Tasarının, deniz taşımacılığındaki mevcut raporlama ortamını büyük ölçüde kabul etmesini ve bu ortam üzerine inşa edilmesini takdir ediyoruz. Sektörde, idari engellerin basitleştirilmesi ve azaltılması için güçlü bir istek var. Ancak; denizciliğin, limanların ve diğer idarelerin uyum sağlamak zorunda oldukları ulusal, Avrupalı ve uluslararası hukuktan kaynaklanan zorunlu raporlama yükümlülüklerini göz ardı edemeyiz. Raporlamayı daha etkili hale getirecek tek yolun uyumlaştırılmış veri standartları üzerine çalışmak olduğuna inanıyoruz. Ortak standartlar uyumlaştırılmış sistemlerden çok daha önemlidir. Teknoloji hızla ilerliyor. Hâlihazırda iyi işleyen sistemlerin kullanımına ve yeni teknolojilerin kavranmasına imkân veren bir yasal çerçeveye ihtiyacımız var. Bir raporlama ortamı, sürmekte olan dijitalleşme sürecine zarar vermemelidir ve teknolojik açıdan tarafsız yeni çözümlerin kullanılmasını teşvik etmelidir.” (Kaynak: ESPO)

Avrupa Parlamentosu, kıyı elektriği üzerindeki vergi engellerinin kaldırılmasına açık destek sundu

Avrupa Parlamentosu Taşımacılık Komitesi, limanlarda rıhtımda bulunan gemiler için kıyıda enerji tedariki (Onshore Power Supply - OPS) yapılmasına yönelik vergi engellerinin kaldırılmasına destek verdi. Taşımacılık Komitesi tarafından oylanan AB'de alternatif yakıtlar için altyapının oluşturulması hakkındaki Ertuğ Raporu, vergilerin alternatif yakıtların rekabet gücü üzerinde önemli bir etkisi olduğunu ve gemiler için kıyıdan enerji arzına yönelik vergilendirmedeki farklılıkların ele alınması gerektiğini vurguladı.

Avrupa Parlamentosu’ndaki oylamayı memnuniyetle karşılayan Avrupa limanları, elektrik enerjisi üzerindeki vergilerin, gemiler için kıyıdan elektrik alınmasında önemli bir engel oluşturduğuna inanıyor. Bu durum, kıyıdan elektrik alınmasının genellikle güçlü bir ticari olay haline gelmemesinin de nedenidir.

Hâlihazırda, gemilerdeki deniz yakıtından üretilen elektrik vergiden muaftır. Ancak, rıhtımdaki gemiler kıyı tarafındaki elektrik sistemine bağladığında, elektriğe uygulanan vergileri ödemek zorundadırlar. Enerji Vergilendirme Direktifi (Energy Taxation Directive) kapsamında; İsveç, Almanya ve Danimarka'ya gemiler için sahil bağlantılı elektriğe geçici olarak indirimli vergi oranı uygulama izni verilmiştir.

ESPO, Enerji Vergilendirme Direktifi kapsamında kıyı elektriğinin kullanımı için AB çapında sürekli bir vergi muafiyetinin, gemilerdeki vergiden muaf deniz yakıtlarından üretilen elektrik ile eşitlik sağlayacağını düşünüyor.

ESPO Genel Sekreteri Isabelle Ryckbost konu ile ilgili şunları söyledi: “Avrupa'daki limanlar, kıyıda elektrik altyapısına (OPS) çok fazla yatırım yapıyor. Gemileri kıyılardaki elektriğe bağlamayı daha pahalı hale getiren vergi engelleri, genellikle yeterince kullanılmayan OPS tesisleriyle sonuçlanmaktadır. Parlamentodaki oylama güçlü bir mesaj veriyor. Rıhtımdaki gemiler için kıyı elektriği için kalıcı ve Avrupa ölçekli bir vergi muafiyeti, elektrik kullanımının büyük bir dezavantajını ortadan kaldıracak ve limanların ve çevre toplulukların bu maliyetli yatırımların çevresel faydalarından yararlanmasına olanak sağlayacaktır. OPS'nin alınması, hava kalitesinin daha da iyileştirilmesine ve AB iklim hedeflerine ulaşılmasına katkıda bulunacaktır. Bunun yanı sıra, rıhtımdaki gemilerin gürültüsünü de azaltacaktır. Mesajın Komisyon'a, ulusal hükümetlere ve vergi meselelerinden sorumlu Bakanlara da ulaşmasını umuyoruz.”

ESPO ayrıca, Avrupa Komisyonu'nun 2017 Enerji Vergilendirme Direktifi hakkındaki Değerlendirme ve Uygunluk Kontrolü Yol Haritası’nın (Evaluation and Fitness Check Roadmap) gemiler için kıyı kaynaklı enerjiye yönelik bir muafiyete atıfta bulunmasını memnuniyetle karşılıyor. (Kaynak: ESPO)

Biyolojik çeşitliliğin korunması ve açık denizlerde sürdürülebilir balıkçılığın desteklemesi için uluslararası anlaşmaya doğru adım atıldı

Açık denizlerde deniz biyo-çeşitliliğini korumak ve sürdürülebilir kullanımını sağlamak için uluslararası bir kural üzerinde yapılan müzakerelerin ilk turu 17 Eylül’de New York'ta sona erdi. AB, uluslararası okyanus yönetiminin güçlü bir savunucusu olarak, bahse konu anlaşmanın esas savunucusudur.

Çevre, Denizcilik ve Balıkçılıktan sorumlu AB Komisyoneri Karmenu Vella, müzakerelerden duyduğu memnuniyeti şöyle dile getirdi: “Bu hafta yapılan müzakereler, açık denizlerdeki deniz biyo-çeşitliliğinin uluslararası korunmasına yönelik önemli bir adımdır. Müzakereler, sürdürülebilir kullanımı da teşvik ediyor.. AB, mümkün olan en kısa zamanda, etkili bir yasal belgeyi, evrensel uygulama ile sunmaya kendini adamıştır. Küresel toplum, yalnızca bu tür bir anlaşma ile 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Gündemi’ne katkı sağlayabilir.”

Ulusal yargı alanının ötesindeki alanlar olan açık denizler, dünya denizlerinin yaklaşık üçte ikisini ve hacminin yüzde 95'ini oluşturmaktadır. Ulusal hükümetlerin kontrolünün dışında kalan bahse konu büyük okyanus suları, “müştereklerin trajedisi” kurbanı oldu: sürdürülemez balıkçılık, kirlilik, atık dökümü... Küresel iktisadi gelişme ve nüfus artışından kaynaklanan baskı neticesinde, BM Deniz Hukuku Sözleşmesi (UNCLOS) kapsamında uluslararası hukuki bir belgeye her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulmaktadır.

New York’ta gerçekleştirilen Hükümetler Arası Konferansın ilk oturumu, bahse konu uluslararası anlaşmayı geliştirmekle görevlendirilmiş ve çok yüksek bir katılım düzeyini yakalamıştır. Yapıcı bir atmosferin hâkim olduğu Konferansa; 170'ten fazla ülke, uluslararası hükümet kuruluşu, sivil toplum, akademi ve endüstri temsilcisi katıldı.

Bir hafta süren müzakereler, gelecekteki hukuki belgenin dört unsuru etrafında yapıldı:

  • deniz genetik kaynakları
  • deniz koruma alanları da dâhil olmak üzere, alan esaslı yönetim araçları
  • çevresel etki değerlendirmeleri
  • deniz teknolojisi kapasitesinin oluşturulması ve transferi

Konu ile ilgili bir sonraki müzakere dönemi 25 Mart - 5 Nisan 2019 arasında gerçekleşecektir. (Kaynak: Avrupa Komisyonu)

Akdeniz ve Karadeniz’de küçük ölçekli balıkçılar için artan fırsatlar

AB Üye Ülkelerinden ve kıyıdaş üçüncü ülkelerden bakanlar, Akdeniz ve Karadeniz'de sürdürülebilir küçük ölçekli balıkçılık için 10 yıllık kararlı bir Bölgesel Eylem Planı'nı kabul ettiler. Plan, küçük ölçekli balıkçılar ve kıyı toplulukları için uzun vadeli ekonomik ve sosyal refahı yeniden tesis ederken, balık stoklarının sürdürülebilir kullanımını sağlamak için ayrıntılı önlemler ortaya koymaktadır.

BM Gıda ve Tarım Örgütü (Food and Agriculture Organization - FAO)’nun Akdeniz için Genel Balıkçılık Komisyonu (GFCM) ve Malta tarafından Avrupa Komisyonu'nun mali desteği ile 25-26 Eylül 2018 tarihlerinde düzenlenen Akdeniz ve Karadeniz'de sürdürülebilir küçük ölçekli balıkçılık hakkındaki Yüksek Düzeyli Konferans, tarihi bir siyasi taahhüt ile sonuçlandı.

AB’nin Çevre, Denizcilik ve Balıkçılıktan sorumlu Bakanı Karmenu Vella konu ile ilgili olarak şunları söyledi: “Akdeniz ve Karadeniz'de balıkçılık ağırlıklı olarak küçük ölçeklidir ve aileler tarafından işletilmektedir. Fakat şu anda, incelenen balık stoklarının % 90'ından fazlası aşırı avlandığı için [balıkçı aileleri] ciddi zorluklarla karşı karşıyadır. Sağlıklı ve sürdürülebilir denizler istiyorsak, balıkçı ailelerinin geleneksel yaşam kaynağını önümüzdeki nesillerin de kullanmaları için, küçük ölçekli balıkçılar ile yan yana çalışmalıyız. Geçen yılki MedFish4Ever Deklarasyonu ve bu yılın başındaki Sofya Deklarasyonu'ndan sonra, [Eylül ayında yapılan söz konusu] üst düzey konferans bu hedefe doğru atılan bir sonraki önemli adımdır."

Bahse konu Bakanlık Deklarasyonu, Malta MedFish4Ever Deklarasyonu (2017) ve Sofya Deklarasyonu'nda (2018) yer alan siyasi taahhütleri ayrıntılı bir bölgesel plana dönüştürerek kararlılığı bir sonraki aşamaya taşıyor. Plan, Akdeniz ve Karadeniz bölgelerindeki küçük ölçekli balıkçıların, geçim kaynaklarını etkileyen kararlarda söz sahibi olma fırsatlarını artırıyor. Plan, çevresel açıdan sürdürülebilir balıkçılık uygulamalarını korurken, balıkçıların gıda güvenliğine katkıda bulunma ve ekonomik, sosyal ve istihdama ilişkin fayda sağlama kapasitelerini artırmayı amaçlamaktadır.

Sürdürülebilir küçük ölçekli balıkçılığa ilişkin Yüksek Düzeyli Konferans’ta son yıllarda kaydedilen ilerlemeyi gözler önüne seren bölgedeki en iyi uygulamalara dikkat çekildi ve ayrıca, "Küçük Ölçekli Balıkçıların Dostları" isimli yeni bir dijital platform kuruldu. Söz konusu platform, küçük ölçekli balıkçılıklar hakkında devam etmekte olan tüm projeleri ve yatırımları görselleştiren ve bölgedeki işbirliğini geliştiren kullanımı kolay bir haritalama aracıdır. (Kaynak: Avrupa Komisyonu)

Kaza İncelemesi: Yeni EMCIP Platformu faaliyete geçiyor

Yeni Avrupa Deniz Kazaları Bilgi Platformu (European Marine Casualty Information Platform – EMCIP), 18 ay süren geliştirme ve test etme sürecinin sonunda 3 Eylül 2018 tarihinde faaliyete geçti. Geliştirilen yeni sistem, son internet teknolojileri aracılığıyla uygulanan gelişmiş raporlama araçları sunmaktadır. Söz konusu sistem, deniz emniyeti araştırmacılarının ve denizcilik idarelerinin emniyet konularında ders çıkarmalarına ve öğrenmelerine yardımcı olacak kullanıcı dostu ara yüzler ve benzersiz görüntüleme araçları sunmaktadır. İlk sürüm yalnızca deniz kazası inceleme kurullarına açık olmakla birlikte, diğer yetkili idarelere erişimin sağlanması ve yakın bir gelecekte kamuya açık bir bölümün oluşturulması beklenmektedir. (Kaynak: EMSA)

 

Hazırlayan ve İngilizceden tercüme eden: Selin YELESER, İMEAK DTO Dış İlişkiler Yetkilisi